Yapımcı Namco, yılın en çok beklenen oyununu piyasaya sürmek için cadılar bayramını uygun görmüş olabilir. Oysa çocuklara, gençlere, öğretmenelere yönelik bayram günü kutlayan ülkemizde nedense cadılar ihmal edildiğinden (!), şirketin bu tarihi seçmesi bizim için sadece bir anlama geliyor: Ay sonuna kadar beklemek. Hatta, ABD'de yaşamadığımız için, bu süreç biraz daha uzayacak çünkü Hellgate London Avrupa'da Kasım başında piyasaya çıkacak.
Ancak, ağzımızın kenarından akmakta olan suyu silmeyi ihmal etmeden şunu söyleyelim: Hellgate London, öyle çok şey vaad ediyor ki, onu birkaç yıldır bekleyenler için bir aycık daha beklemenin sorun yaratacağını hiç sanmıyorum.
Hellgate, 2038'in Londra'sında geçen bir senaryo üzerine kurulmuş, yani 2020 yılında, cehennemden gelen yaratıklar Londra şehrini istila etmeye başladıktan 18 sene sonra. Bu "uhrevi" mücadeleye karşı çıkanlar ise, Haçlı savaşlarının ardından Avrupa'daki merkezi krallıkların yöneticileri tarafından hayli tehlikeli bulundukları için, bir cadı avıyla yakalanarak yok edilen Tapınak Şovalyelerinin, soy kırımdan kaçıp kurtulmayı Londra'ya sığınarak başaran torunları; Mason teşkilatı olmuş... Şimdi Namco'nun Cadılar bayramını seçme nedeni daha açık bir şekilde ortaya çıktı.
Hellgate London, arka planında 3000 yıllık Pythia Büyücüleri - Roma Paganizmi - Katolik Haçlı Şövalyeleri - Ortaçağ Fraternis'i - Farmason Locaları silsilesinden izler taşımakla kalmıyor, Tapınak Şövalyelerinin yok edilmesiyle sonuçlanan 1294 - 1298 İngiltere - Fransa savaşına da göndermelerde bulunuyor. Bu yüzden oyun projesi henüz fikir aşamasındayken Londra'ya alternatif olarak Paris şehrinin de üstünde durulmuş. "Tapınakçılarla şeytanın mücadelesi için Paris şehri" konsepti göze bu kadar çarpıcı görünürken, Flagship yapımcıları konu bütünlüğü teşkil etmesi açısından Londra'da karar kılmışlar.
Hellgate'in sunduğu yenilikler, 700 sene öncesinde kalmış bir kan davasını günümüzden 30 yıl sonrasına taşıyan yaratıcı bir senaryo ile de bitmiyor. Proje basına duyurulduğu ilk günden beri üstünde durulan en büyük nokta, oyunun FPS ve RPG türlerinin karışımı olarak tanımlanabilecek bir yapıda üretilmesi. Oyunda RPG öğeleri olarak, karakter sınıfları, tecrübe kazanma ve özgün birim yetenekleri kullanılıyor olacak. Bunun yanı sıra, oluşturacağımız karakteri, fare tıklamalarıyla değil, FPS oyunlarından aşina olduğumuz klavye komutlarıyla yönlendireceğiz.
Hellgate, daha önce Natural Selection gibi oyun modifikasyonlarında denenmiş olan RPG öğelerini FPS bir oyuna entegre etme konseptinden bir adım ötede düşünüyor. Burada FPS ile RPG, mümkün olan en iyi şekilde bir araya getirelecek, öyle ki oyuncular hangi türün diğerine entegre edildiğini söylemeyecek bile.
Oyun, 2038'in harap olmuş Londra'sında geçecek. Oyunda göreceğimiz yerler arasında yıkık dökük şehirin yanı sıra, kanalizasyon sistemi, yeraltı kanalları gibi bir şehirde bulunan ancak oyunlara sıklıkla konu olmayan bölgeler de yer alacak.

Oyunun hikayesindeki temel öğeler şunlar: Öncelikle, Tapınakçıların ezoterik ritüellerine yapılan göndermeler, bu tür oyunlardan beklenecek bir şekilde "insanoğlu, bilime o kadar bağımlı hale geldi ki, manevi değerlerin gücünü unuttu" klişesine sığınıyor. Bu ilk başta kötü bir durum olarak görülebilir, ancak Hellgate sadece iki oyun türünü birbirine karıştırmakla kalmıyor, bu klişeyi belki de adam etmek adına maneviyat ile bilimi de uzalştırmayı deniyor.
Hadise şöyle cereyan ediyor. Cehennem kaçkınları insanlığa saldırdığında, Mason locasının yetkilileri, binlerce yıllık manevi öğretilerini ordunun hizmetine sunmayı teklif ediyorlar, ancak olumsuz yanıt alıyorlar. Daha önce denenmiş savaş tekniklerini (ki kast edilen "daha önce"nin İngiltere - Fransa savaşı olduğu ortada... Böylece Paris'in üstünün neden çizildiği de anlaşılıyor, sen hem adamlara "şeytan" muamelesi yap, hem de başkentlerini oyununa arkaplan... Hiç yakışık almazdı herhalde) kullanmak da Mason savaşçılara düşüyor.
Türlerde olduğu gibi savaş unsurlarındaki "birleştirme" de şu şekilde gerçekleşiyor. Bir oyuncu, şeytana "günah" güdümlü füzelerle saldırdıktan sonra kınındaki "kutsanmış" kılıç ile düşmanının işini bitirebilir, yada elindeki silahın özelliklerini geliştirmek isteyen bir oyuncu, dua ve ibadet ettikten sonra ihtiyaç duyduğu "upgread" ekipmanını hazır bulur... Fikir kulağa gerçekten "yaramazca" geliyor.
Oyunda üç farklı gruptan birine üye olabiliyoruz, "Cabalists" (Kabalacılar), "Templars" (Tapınakçılar) ve "Hunters" (Avcılar). Görüldüğü gibi fraksiyon tercihleri bile mezhep mücadelelerine gönderme yapacak biçimde seçilmiş. Her grubun iki tane karakter sınıfına sahip olduğu görülüyor. Cabalist'in Evoker sınıfı büyücü/savaşçı bir sınıfken, Summoner savaş gücü kısıtlı ancak büyü gücüyle kendisine yaratıklar yaratarak savaştıran bir sınıf görüntüsü arzediyor. Templers'ın Guardian sınıfı, savunma yeteneklerine bonus puan alırken, Blademaster ise aksine saldırı yetenekleri gelişmiş bir sınıf, ve adına yaraşır biçimde her iki eliyle de kılıç kullanma becerisine sahip olacak. Hunters'ın sınıfları ise, şimdiye kadar FPS'lerden alıştığımız standart savaşçı tipini çağrıştıran Marksman ve Summoner sınıfının büyü yerine teknolojiyle uğraşan ama temelde aynı etkinliğe sahip olan Engineer sınıfı.
Oyunun "skill" sistemiyle ilgili basına açıklanan pek bir şey yok. Canavar tipi olarak ise 4 tipin üstünde duruluyor, ancak karakter sınıflarına özgü yetenekler bilinmeden bu canavarların ne tür etkilere gebe olduğunu kestirmek güç. Necro, Beast, Primu ve Spectral adlarındaki canavarların neler yapabileceğini isimlerinden ve ekran görüntülerinden kestirmek mümkün, ancak oyuna ne gibi etkiler getireceğini bilemiyoruz.

Oyunun çok oyunculu seçeneği, alışılagelmiş MMORPG lerde olduğu gibi tasarlanmamış, yani PvE ve PvP kombinasyonlarıyla sınırsız bir özgürlük sunulmuyor oyunculara. Açıklanan kadarıyla oyunun, Diablo'da olduğu gibi PvE türü, "arkadaşlarla birlikte görev yapmaca" şeklinde bir çok oyunculu seçeneğe sahip olması bekleniyor. Ancak burada FPS türünün avantajları ortaya çıkıyor ve tasarlanan devasa mekanlarda serbestçe dolaşma ve yaratık avlama özellikleri ön plana geliyor. Ayrıca oyuna, yine Diablo serilerinde olduğu gibi sınırlı PvP özelliklere de eklenecek.
Hepsinden önemlisi, oyunun çok oyunculu seçeneğini oynamak ücretsiz olacak. Gerçi Namco, ücretli üye sistemi de oluşturmuş ve aylık ücret ödeyecek oyunculara bir çok farklı seçenek vaad etmiş durumda, ancak hiç abonelik ücreti ödemeden de oyunun temel çoklu oyuncu seçeneklerinden faydalanmak mümkün olacak. Abone olmak isteyen oyuncuların da kara kara düşünmesine gerek yok, çünkü abonelik ücretinin 9,95$ olacağı düşünülüyor. Bir çok abonelikle işleyen MMORPG'yi göz önüne alırsak, hayli uygun bir fiyat.
Artık gelsin dediğimiz Hellgate, ilginç konusu, türler arası işbirliğini amaçlayan oyun yapısı v gelişmiş çoklu oyuncu seçenekleriyle tam bir eğlence bombası olarak bilgisayarlarımızdaki yerini almaya hazırlanıyor. Birden fazla türü kaynaştıran bir yapım olduğu için de en fazla sayıda oyunseveri heyecanlandıran oyun olmayı başarıyor. Umarız Flagship'teki yapımcılar iyi işler çıkarır ve son günlerde Bioshock haricinde biraz durgun gibi görünen oyun piyasasına renk getirebilirler.
Way be. Helal olsun Polar-Bear. Gercekten guzel ve aciklayici bir yazi olmus.
İstirham ederim beni utandırmayınız, bünyeyi şımarıklığa boğmayınız efem :) Asıl, oyun çıkınca neler yazarım, düşünmeden edemiyorum...